18 Kasım 2012 Pazar

Hayatı yaşamamak...

Sen hayatı yaşamıyorsun be dostum... Hiç risk almıyorsun mesela. Risk almadan onun ne olduğunu nerden bilebilirsin? O heyecanı o mükemmel hissi... Korkuyu! Hiç korkmuyorsan sen nasıl yaşadığını iddia edebilirsin? Aramıyorsun hakettiğin sevgiyi mesela.. Hakettiğin yaşamı, hakettiğin arkadaşı, hakettiğin evi, arabayı, sevgiliyi... Güvende olayım diyorsun. Bu yaşamak değildir dostum bu ölümün ta ken
disidir. Güvende olmak olmamalı amacın. Amacın kendini gerçekleştirmek olmalı. Çılgınlık yapmak, oturduğun yerden kalkmak, yürüdüğün yoldan koşmak olmalı amacın! O zaman yaşarsın işte. Umarım güvenliğini kaybedersin dostum. Kaybedersin ki hayatı yaşamaya başlarsın. Hayatı yaşadığını mı söylüyorsun hala? Saatlerini başkalarını mutlu etmek için hiç sorgulamadan satarken nasıl yaşamaktan bahsedebilirsin! Bu ne miskinlik! Bu ne küstahlık! Sen dünyaya başkalarının kurallarına uymak için değil kendi kurallarını koymak için geldin! Sen dünyaya emir altında çalışan bir köle olmak için değil hayatının efendisi olmak için geldin! Yaşamak mı istiyorsun? Hislerini dinle! En derindekini! Önce kendin için yaşa! Ancak o zaman yaşarsın! Bilmiyorum hiç bir arkadaşınla sabahlara kadar hayatın güzelliklerinden, hayallerinizden konuştunuz mu? Eğer konuşmamışsanız yaşıyorum deme bana! Hayallerini en yakın arkadaşına bile anlatamıyorsan nasıl bir yaşam bu? Girişimci olmadıysan bu zamana kadar kusura bakma ölüden bir farkın yokmuş sevgili dostum! Hep uzaktan izlemişsen hayatı bana anlatma nefes alıp veriyorum diye. Öğren bol bol dostum! Ama kendini öğren, hislerini kullanmayı öğren ve en önemlisi onları dinlemeyi öğren... Kendini sevmezken daha nasıl bahsedebilirsin yaşamaktan!
Şuan da tam da şuan da yaşamak için kalk ayağa, hissettiğin yöne doğru koş, uç! Yaşamak mı istiyorsun? Bir hayalin olsun önce sonra cesaretin... Gerisi hiç mühim değil. Hayatı yaşamak istiyorsan, nasıl yaşayacağını değil "NE İÇİN" yaşayacağını bulmalısın dostum. İşte yaşamak budur!

19 Ekim 2012 Cuma

İnsanlar fırsatlara evet diyor!

Son zamanlarda arkadaşlarımda ve dostlarımda, daha da geniş çevremde farkettiğim bir şey var. İnsanlar hayatlarını değiştirebilecek, daha iyi hale getirebilecek harika fırsatlara evet! deme cesaretini gösteriyor! Bu müthiş bir şey!

İnsan özgürdür değil mi?  Kesinlikle öyle! Fakat ben baktığımda her insan özünde kendine saygı ve değer gösteren bir yapıdadır. Bunu da son zamanlarda çok fazla görüyorum.

Aslında her insan hayallerini gerçeğe dönüştürmek istiyor. Ne güzeldir ki bütün hayaller gerçeğe dönüşür. Tek bir şey yapması gerekir. HAREKETE GEÇMEK!

Gördüğüm kadarıyla Türkiye Gençliği bu işte bir usta! Artık atalet içinde bir gençlik yok! Tamamıyla harekete geçen bir yapımız var ve bu da hayalleri gerçekleştirmemiz için harika bir fırsat!

Şükürler olsun böyle bir toplumda yaşadığıma:))

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Adımlar atılıyor...

Hayatımda yepyeni başlangıçlar yapmanın heyecanı içerisindeyim.
Çok yakında, birbiriyle bağlantılı bir kaç iş yapmaya başlayacağım.
Bu işlerin ne olduğunu zaten herkes bilecek :)

Çok gizli tuttum ama şöyle söyliyim...

Ertelemek, dünya hipnozunun en büyük yalanıdır. Ertelemeyin ve harekete geçin!

See you soon!

10 Ağustos 2012 Cuma

Bilinç ve Tüketim

Bilinçli tüketici ne ki?
Bence bunu bilmeden önce bilincin ne olduğunu bilmemiz gerekir.

Bilinç, neyi, neden, nasıl yaptığını bilmektir. Bilinç bir eylemdir. Düşünsel ve zihinsel sonra da fiziksel. Bunu bir örnekle açıklarsam;

Bir uzun mesafe koşucusuna " La oğlum ne koşuyon uzun uzun git 100 metre koş! Bak sen 10 dakka koşuyon 1. oluyon o adam 10 saniyede goşuyor 1. oluyor. Bırak git 100 metre koş işte goççum!" demek bilinçsizliktir değil mi? O adamın anatomik yapısı, fibril yapısı, düşünce, antrenman antrenörlerini, seçimlerini bilmeden böyle bir şey söylemek tabi ki bilinçsizdir. Uç bir örnek verdim belki ama böyle diyen insanlar var... :)

Şöyle ki elbette fibril yapısına kadar bilmeniz gerekmiyor ama bilinçli bir atletizm seyircisi uzun mesafe koşucusu ve kısa mesafe koşucusunun farkını temel fikirlerle bile olsa bilir.

Şimdi tüketirken biz nasıl bilinçli olacağız?

Ben size kişisel ekonominizi nasıl batıracağınızı söyliyeyim.. Bilinçli tüketicinin tanımını yapmaktan çok daha eğlenceli olacaktır..

Diyelim ayda 2000 TL geliriniz var. Batmak mı istiyorsunuz? Gidin hemen bir bankaya ( herhangi bir banka olabilir...)  10.000 TL limitli kart alın. Merak etmeyin veriyorlar. Alın sonra öbür ay nasıl battığınızı anlatan bir kompozisyon yazın...

Şimdi siz 2000 TL gelire sahipsiniz. O ay içinde eğer 1000 TL lik kredi kartı kullandıysanız ne güzel. Fakat alışveriş merkezinde gezerken vitrinde gördüğünüz o son dizayn ipincecik televizyon sizi -evde televizyonunuz olmasına rağmen- cezbettiyse ve hemen gidip karttan ÇAT!! diye çektirip 5000 TL ödeyip, ardından evde sürüyle olmasına rağmen -ben de hakediyorum arkadaş- deyip  500 TL 'ye aldığınız kot pantolonu yine ÇAT!! diye çektirdiyseniz ne mutlu size... 3500 TL içeridesiniz...

İşte yukarıdaki örnek BİLİNÇSİZ bir insanın TÜKETMESİDİR. Hem para hem zaman boşa gitmiştir.

Bilinçli bir adamda bunun tam tersidir diyebilirim.

Peki bilinçli olduğumuzda ne olacak?

Bilinçli bir toplum, ama her konuda bilinçli bir toplum, ( Burada bilinçli olmaktan kastım muhalefeti olduğunuz partinin yaptığı iyi olmayan şeyleri paylaşmak ve habire bir yerlerde eylem yapmak değildir...) Her konuda bilinçli olan bir toplum, dünyayı çoooook harika bir hale getirir. Dünya ihtiyacı kadar benzin kullanır çünkü ihtiyacı kadar araba alır insanlar, Hatta araba bile almaz bisiklet alır...Böylece devletler ihtiyacı kadar olan petrolü kullanır ve daha fazlası için bir ülkeyi işgal etmez. İnsanlar yine kar eder ve yine istediği LÜKS yaşamı da yaşar. Fakat ihtiyacı kadar. Her insanın isteği ve yaşamak istediği hayat farklıdır tabi ki. Bu nedenle herkes kendi yolcuğunda ve seçimlerinde ihtiyacı kadar davranış ve tutum sergilese, dünyada fazlalık veya eksiklik olmaz. Herkes istediğini, istediği kadar kullanır, kazanır alır harcar.

Bence durum böyle . Umarım herkes bilinçli bir zihin yapısına bürünür ve dünyamız çok daha mütevazi bir LÜKSte yaşamaya devam eder.

Herkese iyi günlerrr
Mustafa Oğulcan Alımcı

13 Mayıs 2012 Pazar

Futbolcunun mu spor yapması gerek taraftarın mı?



Yukarıdaki fotoğraf 12 Mayıs 2012 tarihinde yani dün 100 yılın derbisi olarak adlandırdıkları Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra olan olaylardan sadece birinde çekilen bir fotoğraf.
Şimdi ordaki arkadaşın psikolojisini incelemek istiyorum ben. Sakın yanlış anlamayın kesinlikle yaptığı yanlış ya da doğru diye değerlendirmeyeceğim.
Sadece neden yaptı? Neyi düşünerek yaptı onu biraz inceleyeceğim kendimce...
Arkadaş Fenerbahçe taraftarı. Maç berabere bitti ve Galatasaray puan farkından dolayı Şampiyon oldu. İnsanlar taraftarı olduğu takım yenildiğinde üzülebilir. Hatta bir kaç Fenerbahçeli futbolcu bile ağladı.

Peki bu ne yapıyor?

Kesin bir şey söylemek istemiyorum ama bu arkadaşın bence kendine bir güveni yok. Yüksek tahminimce arkadaşları arasında Koyu Fenerbahçeli olarak nam salmış ve bütün hayatının başarısını Fenerbahçenin başarısıyla endeksliyor.

Başarım = Fenerbahçe Şampiyon olsun
Dün bu arkadaş kendini çok sevmediği ve güvenmediği için biraz sinirlendi. Hayatındaki tek başarı ve övünç kaynağı olan Fenerbahçe Futbol Takımının dün bir spor liginde Şampiyon olamadığı için sosyal çevresi ve ailesine karşısında hatta aynanın karşısında kendisini güçsüz, işe yaramaz, aciz, basit ve bir o kadar asalak gördüğü için sahaya atlıyor. Hatta sahaya atlarken oturduğu, belki de 1 ay biriktirip aldığı o koltuğu söküp fırlatmaya gidiyor.

Peki neden böyle bir şey yapıyor?

Çünkü maçtan önce facebook profil resmine " Şampiyon Fener" yazılı bir resim koydu. Kapak fotoğrafına da buna benzer bir fotoğraf yükledi. Durumuna " Bugün Şampiyonuz! Galatasay ........" felan gibi şeyler yazdı. Bütün bir hayatını Koyu Fenerbahçeli Ben olarak yaşadı. E
Eğer ki Fenerbahçe şampiyon olamazsa bütün bunlar bir anda silinecek ve kendisini işe yaramaz ve tutarsız bir adammış gibi hissedecek. Ayrıca Fenerbahçe'nin şampiyon olmamasını isteyen Galatasaraylılara Beşiktaşlılara Trabzonsporlulara ya da diğer takımın taraflarına bir güzel giydirmiş olduğu için bir anda kendi kendini manipüle etmiş oluyor ( buna halk dilinde popoyu ifade eden 3 harfli bir kelime deniyor anladınız uğraştırmayın beni..) 
Eğer ki uslu uslu eve gidip sessiz kalırsa insanların onunla alay edeceğini ve daha da fazla işe yaramaz olacağını düşündüğü için, bir anda güya Fenerbahçe'nin onurunu kurtarmak üzere sahaya inip etrafa koltuk fırlatıyor.
Peki Fenerbahçe'nin bununla bir alakası var mı?

Hayır yok! Orada Fenerbahçe, o arkadaşın "kendince" onuru,gururu,kişiliği,sosyal statüsü falan filan...

Kısacası bu arkadaşın biraz rahatlayıp düşünmesi gerekiyor. Aslında olduğu haliyle de değerli olduğunu anlayıp, spor yapması gerekiyor ki sporun aslında bir keyif, yaşam tarzı ve sağlık amaçlı yapıldığını anlasın...



NOT: BURADA KESİNLİKLE FENERBAHÇELİLERE HERHANGİ BİR ELEŞTİRİ YOKTUR. BU VE BUNUN GİBİ DAVRANIŞLARI YAPAN HER İNSANA, KENDİ DÜŞÜNCEMLE YAZDIĞIM BİR YAZIDIR.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Kişisel Olarak Geliştik Şimdi Uygulama Zamanı..

Herkes okudu değil mi Secret'ı, Mümin Sekman'ı, Aykut Oğut'u hatta Osho'yu..

Hepsi de o kadar değerli bilgilerle doluydu ki.. Hala çoğumuzun baş ucu kitabı olmuştur o eserler. Hele ki Evrenden Torpilim Var ve ardından Aynalı Kitap diye ün salan diğer kitabı Aykut Oğut'un..

Herkes de bir şeyler öğrendi. Facebookta paylaştı, tweetler attı. Bir arkadaşına bahsetti " Ay bak evrene gönderiyorsun geliyor valla falda da çıktı " diye..

Peki kaç kişi uyguladı hayatında?

Benim gördüğüm, hangi inanç sistemini benimsesirse benimsesin kişi eğer o inanç sisteminin ya da görüşün taraftarıysa kendi hayatında uygulamıyor. Sadece entellektüel bilgi sahibi oluyor. En sonunda da " Ay valla bunların hiç biri işe yaramıyor en iyisi boşverecen" gibi dünyanın her gün herkes tarafından söylenen ama bir türlü boşverilmeyen tavrıyla kapatıyor konuyu.

İnsan öğrendiği şeyleri uygulamalı. Bunu en iyi bir sporcu yapar. Ben de öğrendiğim şeyi uygulama alışkanlığımı yaptığım spordan kazandım.

Eğer eyleme geçmezse bir bilgi, öğreti, hem fizyolojik olarak beyin onu sallamıyor hem de ruhsal olarak herhangi bir duygu hissedilmiyor. Hissedilse de geçici oluyor. Buna da Türk toplumu maymun iştahli diyor..

Öğrendiğimiz şeyleri hayatımızın her alanında uygulamamız gerekiyor.

Bazı zeka küpü insanlar olacaktır etrafınızda size deneyimlemek istediğiniz şeyin herhangi bir gerçekliğie uymadığını söyleyen. Cidden bu aslında çağımızın en büyük sıkıntısı ( aaa çağımız falan dedim ben iyice bağladım entele..) Her şeyde bir gerçeklik arayan insanlar var. 

- Bir projeniz vardır "eyi de bana gerçeklerle gel mayış ne kadar mayış " derler. 
Çünkü onlar çok zekidir. Onları dinlemeli, anlamalı ve arkanızı dönüp koşarak uzaklaşmalısınız...

Demek istediğim şey öğrendiğimiz şeyleri sadece Facebook'ta paylaşmak için değil de gerçekten içimizde hissederek yaşamalı ve eyleme dökmeliyiz diye düşünüyorum.
Dünya böyle insanlara ihtiyaç duyuyor. 

Herkese bol neşeli ve bol deneyimli günler :)

1 Nisan 2012 Pazar

20. MOA YILI :))

Bugün benim doğum günüm ve benim için çok özel olan bir şeyi paylaşmak istiyorum.

20 yıllıık hayatımda bugün farkettiğim çok harika bir şey oldu.

Ben küçüklükten beri kendime sabahın en erken saatlerinde uyanma fırsatını veren biri oldum hep.
Sabahın erken saatlerinde uyanırdım ve hala da öyleyim. Bu durum bana bir çok fayda sağlamıştır tabi ama bu sabah ki farkındalığım diğerlerine göre daha çok ağır basmakta.

Farkettiğim şey;
Güneş sabahları doğmak için, dünya günü başlatmak ve aydınlatmak için hiiiiiiiiiç acele etmiyor...
Bir an önce etrafı aydınlatmak telaşında değil güneş ve bu nedenle her zaman olması gereken oluyor.
Güneş doğuyor ve gün başlıyor :)

Ben bu sabah bunu farkettim ve o andan itibaren acele kelimesini sabırla, telaş kelimesini keyifle yer değiştirme kararını verdim.

Herkesin 20. MOA yılı kutlu olsun:)))

21 Şubat 2012 Salı

Sistemik, periyodik, sistematik..

Başlığı okuyunca ne hissettiniz?

Böyle rakı sofrasında, dertli dertli söylemiş bir sözmüş gibi mi geliyor??

Çoğu insan okuyunca böyle düşüneceğini biliyorum tabi ki ben de böyle düşünürdüm.

Ama sistemin ne olduğuyla alakalı bir durum var...

Şimdi burda anlatacağım şeyi şu sıralar çok çok haklı buluyorum ve çok iyi hissettirdiği için hayatımda uyguluyorum.

Kendinizi bir bardak olarak düşünün. Hani yanlış anlamayım o değişik entel dantelller gibi size Kafka saçmalığı yapmayacağım :) Yav düşünün bakalım.

Bir bardak ne kadar büyük olursa o kadar çok sıvıyı içine alır değil mi?

Mesela bir tekila bardağısınız. Küçücük bir tekila bardağı. Hayatınızda sahip olduklarınız, yapacaklarınız ve yaptıklarınızın hepsi bir tekila bardağı kadar olacak.
Diyelim bir sürahisiniz. O zaman yaptıklarınız, yapacaklarınız, sahip olduklarınız bir sürahi kadar olacak.
Diyelim koskoca , bir okyanusu bile kapsayacak su yatağısınız. İşte o zaman da okyanuslara sahip olacaksınız.

Bunu keşfettiğimden beri kendimi gözlemledim. Sonra da insanları...
Gerçekten insanlar kendi potansiyellerini kendileri belirliyor ve ayrıca bunu yüksetlemeleri de kendi ellerinde. Çok okumuşsunuzdur çok görmüşsünüzdür. Zor şartlarda bir şeyler başarmış insanları ya da yokluktan yaratılmış zaferleri.

Bunun en kanlı canlı örneği bizim Kurtuluş Savaşı'mızdır. Her Türk insanı bunu çok  iyi bilir. Her Türk insanı sahip olduğu sınırsızlığı bilir. Bunu da Kurtuluş Savaşı'nda zaten uygulamış ve sonucunda mükemmel bir ülkede, Atatürk ilkeleriyle yönetilen bir ülkemiz olmuştur.

Şimdi bunu uygulama zamanı değil mi?
Kendi sahip olunuşluğumuzu belirleyip sonra potansiyelimizi büyütmenin zamanı...
Çünkü aslında sınırsız bir potansiyelimiz var ve bunu önce tekila bardağından su bardağına yükselerek sonrasında da sürahi olarak ve ardından bir okyanus yatağı olarak deneyimlemek ne kadar da güzel olur :))

13 Şubat 2012 Pazartesi

"Önce Kral ol, Krallık ardından gelecektir.." Tanrılar Okulu

Tanrılar Okulu kitabı elime geçtiğinde çok heyecanlanmıştım. Daha önce Tanrılar Okulu diye bir kaç yerde duymuştum okumuştum. Ama çok ilgimi çekmedi. Klasik felsefe ya da kişisel gelişim kitabı diye düşünmüştüm.
Sonra birgün elime geçti ve okumaya başladım...

Her kelimesi, her cümlesi bir başka özeldi... Kitabı okumadığım her an merak ediyordum sabırsızlanıyordum.

Kitabın içeriğine çok girmeyeceğim fakat yazının da başındaki gibi cümle en çok ilgimi çeken cümle olmuştu.

"Önce kral ol! Krallık ardından gelecektir..."

Nasıl yani? Kişisel gelişim kitaplarındaki -mış gibi yapmak mıydı bu? Ya da tam olarak neydi? Sahte bir şekilde rol yapmak mıydı? Tam olarak neydi...

Ve kitabı 1 sene önce tekrar tekrar okumama rağmen bu hafta o cümlenin tam olarak ne olduğunu anladım...

Bazı insanların hayatları birşeylerin olmasına endekslidir. Bir şeyin olması sonucu bir şeyler hissetmek isterler.

Fakat Tanrılar Okulunda Dreamer "Önce kral ol" derken aslında biraz derinden girmiş.
Bir kral nasıl olur?
Bu kişiden kişiye göre değişir. Zaten önemli de değil. Bir kral nasıl giyinmeli, nasıl konuşmalı, nasıl davranmalı, ne yemel, ne içmeli... En önemlisi..
Nasıl hissetmeli...

Dreamer, krallığında kralın emrinde yaratılacağını söylüyor.. Peki gerçekten böyle mi?

Kendi hayatımda bunu bir çok defa yaşadım.
Tabi kral olmak gibi bir niyetim yoktu :) fakat bir çok yaratımımda ve hayalimde önce o hayalimi gerçekleştirmiş Mustafa olmuştum.
Yani hepsini burda açıklayamam ama size bunun garantisini verebilirm...

Lider dediğimiz insanların kendilerine olan güvenleri neden yüksektir? Çünkü onlar yaratmakta olduğu şey için kaygılanmazlar onlar bilirler ki şuan yaratıyorlar ve Kral olmak bunun en önemli parçası..

Ve Tanrılar Okulu'ndan güzel bir söz daha paylaşmak isterim...

"Düşle, düşle ve düşle... Gerçeklik ardından gelecektir.."

3 Şubat 2012 Cuma

Ya kimse bizi sınamıyorsa??

Etraftaki çoğu insan yıl 2012 olmuş hala küçümsemekte...
Ergenler sbs mbs telaşında.
Aileleri onlara iyi bir anadolu lisesi kazanması için baskı yapıyor. Çünkü 2 sene önce komşunun oğlu kazanmıştı. Onun çocuğu da kazanması gerekiyor..

Dershaneler daha 14-15 yaşındaki çocuklara "Siz yetersizsizin! Ancak test çözerek ve ders çalışarak adam olabilirsiniz. Yetersiz olduğunuz ve adam olamadığınız için gelin bizim dershaneye sizi yeterli ve adam edelim.Yıllık 5 bin TL.."
Aslında sadece 14-15 yaşındaki çocuklara yapılmıyor bu. Lise öğrencilerine hatta 19-20 yaşındaki insanlara da buna inanmaları zorlanıyor. Eğer iyi bir üniversite kazanamazlarsa iyi bir meslek sahibi olamazlarmış. İyi bir meslek demek de ya doktorluk ya mühendislik ya da işlek bir yerde işletme okumakmış...
Bir şeyi elde etmek için çok çok çok çalışmak, yırtınmak, dövünmek, mahvolmak, kahrolmak gerekiyormuş. Hele hele para kazanmak için bunların 5 bin katını yapmak gerekiyormuş.
Fakat bir yandan üniversiteyi, anadolu lisesini çoban diye küçümsenen insanlar birincilikle kazanıyor.
Bir genç evinde bir web site kuruyor ve şuanda o sitenin 5 milyar doların üzerinde bir değeri var...

Dünyada şuan yıkılmakta olan bir sistem var. Bu sistem günden güne değerini kaybediyor ve yeni sistem de etkisini de yavaş yavaş göstermeye başladı.

Değerini kaybeden sistem, öncelikle Tanrı tarafından sonra da dünyada öğretmen, müdür, başkan, gibi mevkiler tarafından sorguya alınmamız ve sınav gördüğümüz. İnsanlar başlarına kötü gelen olaylara "sınav oluyoruz kötü şeylerle sınanıyoruz" derler.

Fakat baktığınızda dünyanın % 95 i böyle sınanırken diğer bir yanda yani benim gördüğümle % 5 lik kısım çok çok rahat bir yaşam yaşıyor.

Nedense onlar dışardaki büyük güçler tarafından sınanmıyor..
Nedense şans denilen kavram her zaman onların yanında oluyor..
Nedense her zaman çark onlar için dönüyor..

Şunu anlayalım artık lütfen..

Kimsenin bizi sınadığı yok!

Tanrı bizi sınamak için yaratmadı. Tanrı bizi sınamak isteyemez çünkü o mükemmel ve yarattığı şeyi test etmez!
Tanrı bize sonsuza kadar güveniyor! Tanrı biz ne istiyorsak onu istiyor! Ve bizi seviyor..

Biliyorum çok çok uzun yıllardır belirli sistemlere inandık. Ama artık insanlık değişme kararı aldı. Günden güne eski inanç kalıpları yıkılıyor. İnsanlar kendi güçlerini, kendi ruhani ve fiziksel güçlerini keşfediyor.

Artık kendi güçlerimiz, tanrının bize verdiği o müthiş içsel güçlerimizi elimize almayı öğreniyoruz ( burdaki süper güç falan değil spiderman o çizgi film o :D )

Hepimiz kendi hayatlarımızın yaratıcılarıyız. Kendi kaderlerimizin yazarlarıyız ve mimarlarıyız.

Herkese keyifle yaratımlar :)

26 Ocak 2012 Perşembe

İnsanların hayatlarına dokunmak....

Apple 7 milyon tane iPhone satmış...
Coca Cola her yıl milyonlarca kola satıyor..
Evrenden Torpilim Var tam 1milyon adet satmış!
Honda her yıl ürettiği teknolojinin tamamını satıyor!

Yukarıdaki örnekleri çoğaltabiliriz. Bir şey üretip onu satan binlerce kuruluş var.

Peki nasıl oluyorda Apple, Coca Cola, Aykut Oğut, Honda bu kadar fark yaratacak derecede satışlar yapabiliyor?

Elbet bir stratejileri olmalı değil mi?
Uyguladıkları reklam çalışmaları, AR-Geleri daha neler neler...

Aslında bakarsanız hiç de öyle değil...

Belli bir stratejileri vardır elbet fakat onların da dışında bu kadar güzel başarılara sahip olmalarındaki en büyük etken insanların hayatlarına ve hislerine dokunabildikleri içindir...

Tek tek inceleyelim mesela?

Apple...
Kişisel bilgisayarın kurucularındandır Steve Jobs. Şirketinin öyküsü öyle bir öyküdür ve o da bunu öyle güzel bir şekilde anlatmıştır ki herkesin kalbinde yer edinmiştir. Evet aklında değil kalbinde. Onun konuşmasını dinleyen insanların kalpleri huzurla dolar ve umutla dolar! Kendi hayatları için bir şeyler yapmaya cesaretleri gelir. Apple ürününü almak bir ayrıcalıktır çünkü bu kadar güzel hislerle kurulan bir şirketin ürettiği her şey ayrı ayrı değerlidir ve insanlarda bu değeri öderler. Çünkü Apple onlara sahip olduklarında kendilerini değerli hissedecekleri şeyler üretir ve bunda başarılıdurlar!

Coca Cola..
Kola içmeyeniniz var mı? 125 yıllık bir şirket ve ürettiği harika bir ürün vardır. Kolayı bize öyle bir anlatır ki Coca Cola firması, en güzel yemeklerimizin yanında o içilir, en keyifli anlarımızda o vardır. Ailemizle yemek yerken bile o da vardır masada her an bizimledir. Kola olmanın yanı sıra biz istemedende olsa bize mutluluk ve neşe getirir. Çünkü Kola hayatın tadıdır. Onlar öyle anlatır her reklamda ve bu da doğrudur. Çünkü kola dendiğinde herkes mutlu olur çünkü Kola=Mutluluk=Coca Cola Company

Aykut Oğut...
Hikayesini herkes bilir. O güçlü ve sıradışı tavrını da... İnsanlara öyle güzel duygular vermiştir ki kitaplarında, resmen herkesin hayatının kendi ellerinde olduğunu bağıra çağıra anlatmıştır ve başarmıştır. Onun kitabını okuyan insanlar bir daha okur bir daha okkur bir daha okur... Çünkü kontrolü eline almayı hatırlamak ister. Hayatını değiştirebileceğini, güzelleştirebileceğini bilir. Aykut Oğut ona bunu söylemiştir.

Honda..
Sadece bir araba üretmez. Aynı zamanda Power of Dreams der insanlara. Hayallerin gücü! Honda bunu başarmıştır. Çünkü müthiş bir hayalin ürünüdür. Müthiş bir sevginin ve harika bir yaratımın...
İnsanlar Hondayı araba olarak görmekle birlikte ilham veren bir varlık olarak da görürler. Zaten arabalarının mükemmelliğiyle onu herkese anlatır. Honda insanların hayatlarına dokunabilmiştir.

Bu 4lünün tek ortak noktası; insanların hayatlarına dokunmuş, kalplerine inebilmişlerdir...

İnsanlar onların ürettiği şeyleri edinirken kazanacakları duyguları da edinirler. Hissediş şekillerini de edinirler. Çünkü onlar ve onların yarattığı şeyler insanların hayatlarına katkı sağlar onların kendi hayatlarında bir fark yaratabilmelerini sağlar...

Herkese kendi hayatında fark yaratmaları dileğiyle:)

18 Ocak 2012 Çarşamba

Yeni bir deneyimmmm!

Geçen aklıma bir şey geldi. Hani herkes yazar ya hedeflerini. Bazıları kocaman kocaman yazar bazıları ise gizli gizli yazar. Ama hedefler genelde 3-4 tane ve büyük!? denilecek şeyler olur.

Bazıları güya büyük hedeflerini gerçekleştirdiklerinde büyük şeyler hissetmek için yazar,
Bazıları da hedeflerini büyük tutarlar ki o gerçekleşmese bile o yolda bir sürü şey gerçekleştirebilsinler...

Benimde böyleydi hedeflerim. Hepsi " büyük " olarak gördüğüm ulaşılınca hayatımda büyük etkiler yaratacağına inandığım hedeflerdi.

6 tane falan vardı hedefim. Düşünsene koskoca 1 yıl ve 6 hedef. hele ki 2012 de...

Dedim bunu nasıl daha mükemmel hale getirebilirim. Nasıl bana her gün heyecan verecek şekle sokabilirim. Hem beni eğlendirsin hem de bana birşeyler katsın!

Sonra aldım kağıdır elime ve " şuanda aklıma ne gelirse yazacağım ve bunlar benim 2012 yılındaki hedeflerim olacak"

50 ye yakın hedef çıktı.
Hedeflerimin değişik değişik ama baktığında hepsi beni heyecanlandırıyor ve hepsine de ulaşmam çok kolay ve eğlenceli!

Hedeflerimin arasında olan bazı şeyleri burda yazabilirim..

10.000 m havuzda yüzme,
Maraton'a katılma,
Yeni bir arabaya sahip olma,
Okulda 3,20 ortalamanın üzerine çıkma,
En az 50 tane kitap okuma,
4 farklı ile aniden karar verip gitme,
Aylık gelirimi 10'a katlama
En az 10 yeni proje,
En az 2 organizasyonda gönüllü görev alma
Shakespare'nin bütün eserlerini okuma
Her gün ödediğinden fazla yatırım yapma
                                                                         gibi...:)))

Bunların arasında baktığında hiçbiri zor ya da kolay değil. Çünkü hedef oluştururken ki tek noktam eğlenceli olsun ve hem zihinsel hem fiziksel hem de kişisel gelişimime bir şeyler katsın idi.
2 gündür sabah kalkıp bu hedeflerime bakıyorum ve bunlardan hangilerini bugün gerçekleştirsem diye seçiyorum ve inanın bana her gün bunların 1 inin yarısını bile gerçekleştirmek harika bir haz veriyor!
Ayrıca bunları gerçekleştirmek için illa bir şey "YAPMAK" gerekmiyor. Bazı hedeflerimi zihnimde yaratıyorum.  Çünkü  biliyorum ki zihinde oluyorsa hayatında da oluyor :) Ki bunun hazzı da bir başka be abijimmm :)))


 ve bence hayatımın en güzel işlerinden birini yaptım bu yöntemi geliştirmekle :))


Haydi görüşürüzzzz KEndine iyi bakın sevgili okurummm :D