30 Aralık 2013 Pazartesi

Doğru Dua Etme Tekniği

Ben de dahil olmak üzere çoğu zaman doğru dua etmediğimizi farkettim. Ha bu arada sakın yanlış anlamayın dinden bahsetmeyeceğim. Sadece isteklerimizi, dualarımızı doğru bir şekilde nasıl ifade ederizi BENCE anlatacağım. 

Bundan önceki yazılarımda "Düşündüğünüz şeyleri bir resim tuali gibi düşünün. O resimde ne varsa onlar olmakta" demiştim.

Şimdi bunu yine farklı cümlelerle ve örneklerle tekrarlamak istedim...

Facebook ve Twitter'da paylaştığımız şeylerde, istediklerimizi belirttiğimizde dikkat etmemiz gereken şeyler var diye düşünüyorum.

Bir şeyi ifade ederken dikkat etmemiz gereken en önemli şey; Gerçekten ne istediğimizi belli etmektir.

Şuan gündem malumunuz siyaset.

Neyi desteklediğiniz önemli değil. Fakat destek verdiğiniz yönde vizyon oluştururken tam karşı tarafa dua ettiğinizin farkında mısınız?

Bir fotoğraf paylaştınız ve fotoğrafta doğa için müzik yapan bir grubun polis tarafından dövüldüğü görülüyor. Ve paylaşan kişi "Polisin bu güzel insanlar için yaptığı davranışı kınıyoruz. Sen de kınıyorsan paylaş" yazmış...
Ve onu binlerce insan paylaşmış. Binlerce doğa için müzik yaptıkları için dayak yiyen gençlerin fotoğrafı... 

Bu neyi çoğaltır sizce? Doğanın daha güzel hale gelmesini isteyenlerin düşüncelerini mi yoksa şiddeti mi?

Tabi ki de şiddeti....

Şİmdi diyecek olursunuz belki "İyi de hiç mi karşı çıkmayalım?"

Evet. Karşı çıkmayın... Düşünceniz ne ise onu yazın onu paylaşın...

Doğanın güzelleşmesini mi istiyorsunuz? Google'a doğal kaynakların bolluğuyla ilgili bilgiler aratın ve onu paylaşın. Ağaçların bilinmeyen özelliklerini, ağaç sayısı arttıkça dünyanın güzelleşeceğini ve daha bir sürü şey...

O zaman da bunu paylaşan binlerce insan ve binlerce yeşil profil... ve dahası binlerce yeşil düşünce,sağlıklı düşünce...

Bir tane örnek verdim ama bu örnek çoğaltılabilinir.

Şimdi çok sevdiğim ama içeriğini çok da iyi bilmediğim bir hikayeyi paylaşacağım...

Nemrut, kendisinin Tanrı olduğunu iddia ediyormuş. Kendisinin yolundan gitmeyenleri de asıl kesiyormuş.İbrahim Peygamber de bunu reddetmiş ve onu yakmaya karar vermişler. Ateş yakılmış. Ama ne ateş. Görkemli büyük ve söndürülemez bir ateş...

Sonra bir karınca, ufak bir su damlasıyla ateşin üstüne doğru yürüyormuş. Ateşin üstüne doğru adım adım yürüyormuş. Bir kartal gelmiş ve karıncaya " Nereye gidiyorsun Karınca. Baksana her yer alev alev. Yanıp kül olacaksın" demiş. Karınca da "İbrahim'e yardıma gidiyorum demiş."

Kartal gülmeye başlamış ve "Bir damla suyla söndürebileceğini mi sanıyorsun? Bunu yapmak imkansız" demiş.

Karınca da "En azından tarafım belli olsun" demiş....

Doğru ve yolunda vizyonlar, dualar yaratmanız dileğiyle... :)

7 Ekim 2013 Pazartesi

Hep ileriye bakarak yaşayamazsın...

Hep ileriye bakarak yaşayamaz insan. Geçmiş de çok önemlidir. Geçmişine baktığında iyi hissetmeli insan. Ne yaşadıysa yaşansın. Güzel şeyler yaşadığını düşündüğünde kendisiyle gurur duymalı. "Vay be ben ne müthiş insanım baksana neler yaratmışım." demeki. Kötü şeyler yaşadıysa da "Geçti artık şimdi bambaşka bir insanım" demeli. Bunu gönülden yapmalı. Yaşımız büyüdüğünde yaşadığımız her şey mizahi geliyor bize.

15 yaşındayken 8 yaşında gidip sınıfta öptüğün ve tekme yediğin kız çok komik geliyor şuan sana. Ama o zaman ne acı vericiydi.
18 yaşındayken ailene "Ben kütüphanedeyim ders çalışıyorum." yalanını söyleyip Taksim'in arasokaklarında utanasıkıla tekelden aldığın Mariaçileri içtiğin anı 25'ine geldiğinde yüzünü güldürecek ve her Taksim'e gittiğinde bu aklına geliyor olacak.
Malubiyetlerin, galibiyetlerin hepsi şuan komik geliyor sana.

Öyle de olmalı...

Geçmişi insanı gülümsetmeli. En yakınını kaybettiğini hatırladığında aklına onunla yaşadığı güzel anılar gelmeli. Cenaze töreni değil. Ona da gülümsemelisin.

Geçmiş ve gelecek iyi hisler uyandırmalı. Mizahi olmalı. Güldürmeli... İnsan kendisiyle iyi arkadaş olmalı. Ve bütün bunlar şimdiki zamanını güzelleştirir. Güzellikle bakarsın insanlara. Kendine... Düştüğün zaman gülersin. Kalktığın zaman gülersin. Gülersin :)

Başkaları ne der, nasıl bakar olmaz hayatında. Geçmişine gülen insan kendisiyle barışık insandır. Açıkça duygularını ifade eder. Karşısındaki insanı incitmemeye çalışır.

İnsan geçmişiyle geleceği arasında bir köprüdür. Geçmişinden gelen her ne varsa istediği geleceğin şekline göre dönüştürecek titizlikte olmalıdır.

Bol gülmeli günler diliyorum :)



29 Eylül 2013 Pazar

Zeki, Çevik ve Ahlaklı Sporcu Olmak...

Spor müsabakalarının en güzel anı başlangıcı ve bitişidir.

Büyük bir heyecanla başla müsabaka... Umutla başlar... Dileklerin en yoğun şekilde dile getirildiği anlardır...

Ve sonuç...

Bir kazanan ve bir kaybeden mi vardır?

Yoksa maç tecrübesi edinmiş anlar mı?

Bir sporcu diğer sporcudan puan olarak az aldıysa sadece puan olarak az almıştır... Başka anlam çıkarılmamalıdır bundan...

Sevinmek iki tarafın da hakkıdır...

Büyük bir sporcu olmanın en güzel yanı da her maçını bir tecrübe olarak görmesi ve rakiplerini de kendini görmesini sağlayan biricik spor partneri olarak görmektir...Büyük sporcu budur...

Youtube'da izlediğim müthiş bir video... Sizinle paylaşıyorum... İzlerken duygulandım... Buyrun siz de izleyin.


28 Eylül 2013 Cumartesi

İlk Youtube Videosu

Bu sabah uyandım. Biraz burnum akıyordu hapşuruk falan. Dedim ki olsun bu halde bile çık dışarı ve bisiklet sür. Çıktım Kuruçeşme'ye kadar gidip geldim.

Eve gelip duş aldım ve sonra bilgisayarın başına geçtim. Aklıma birden "Ulen acaba ilk youtube videosu ne?" sorusunun merakı geldi....

Bende gooogleladım ve alın size ilk youtube videosu... me at the zoo


21 Eylül 2013 Cumartesi

Yağmur, Pencere ve Kahve...

Sonbahar ve Kış ayları insanıyımdır ben. Dönem dönem değil. Küçüklükten beri yağmuru ve kapalı havaları sevmişimdir. Negatif ya da karamsarlık hissetmem bu havalarda. Aksine çok mutlu olurum. Hele ki kar yağarsa.. Elimden gelse evin doğalgazını kısıp yorgana battaniyeye sarılıp izlerim karın yağışını. Tamam evet biraz sevgilisinden ayrılmış hatun tribi diyebilirsiniz ama enteresan bi şekilde çok keyif alıyorum bundan. 

Mesela bi kafede oturup kahveni yudumlarken, arkada çalan hafif jazz müziğini dinlenmek beni benden alıyor resmen... 


Bu yazıyı yazarken aklıma bir farkındalık geldi...
Seçim farkındalığı... Geçenlerde internette dolaşırken bi fotoğrafa denk geldim. Fotoğrafta.. Hatta durun o fotoğrafı bulup koyayım buraya.. 1 dakka..

Heh işte bu..


Bakıldığında Bill Gates bu sözü söylemiş mi söylememiş mi bilmiyorum ama.. Bill burda başarılı diğeri ise Bill'in yanında daha aşağıda ve daha başarısız gösterilmiş sanki..

Bu günlük hayatta da yapılan bir hata. Özellikle de insanın kendisine yaptığı bir hata.. Çoğu zaman sınavlarda yüksek puan alan insanlarla düşük puan alan insanlar birbirlerinin kıyası içine girer. Ya da onun şöyle arabası var benim ki böyle..

Halbuki ne heyecanla alınmış bir arabaydı o ya da sınavı geçmek ne kadar güzeldi. Puan düşük ya da yüksek ne farkeder?

Özellikle zenginliği sadece ama sadece para olarak algılayan insanların, kendi işlerini yapmayan ve meslek gruplarına karşı bakış açılarına tanık oldum. Örneğin memur olan insanlara direk "köle" dediklerini duydum. Klasik bir aile tablosu çıkarırken "Baba evde tv izler, anne mutfakta iş yapar, çocuklar bahçede oynar." mantığını saçma bulan insanları anlamıyorum. 
Belki sana bu doğru gelmiyor olabilir ama hayat seçimlerden ibaret..

Yukarıda ilk yazdığım yağmurlu günde kahve içmenin benim için ne kadar önemli olduğu yazısı belki başkası için öyle olmayabilir. 
İşte bu doğru ya da yanlış değildir.
Bu sadece;

SEÇİMDİR!

Ve Tanrı bize sonsuz seçim hakkı vermiştir.

Seçimlerimizde doğru ya da yanlış aramadan sadece keyfini çıkarıp deneyimlemeniz dileğiyle..

Haa bu arada..

Yağmurlu ya da karlı bi günde ben güzel bi kafede kahvemi yudumlaman dileğiyle... :)

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Ölmeden önce düşünmek ve hissetmek istediğim 5 son şey...

Geri sayım... 

5...
Hayatımı keyif aldığım bir düzende geçirmiş olayım... İşlerim haftamın en keyifli kısmı olsun. Bereketim olur zaten bereketli bi adamım. Haftasonu yapacağım etkinlikler olsun ve kesinlikle sevgilim ve dostlarımla geçirdiğim bir hayatım olsun. Dost konusunda oldukça muhafazakar biri olduğumu kabul ediyorum. Olsun... Onlar hayatımın merkezinde olsun... İşte böyle bir yaşam geçirmiş olayım ve aklıma ilk bu gelsin...

4...
Ertelediğim, üşendiğim, başardığım, başarısız hissettiğim ne kadar şey varsa onlara gülümseyeyim... Bileyim ki o ertelediğim şey ertelenmesi gerektiği için canımın istemediğinden ertelediğim için ertelendi. Başardığım şeyi canımın istediği için başardım. 

Bir filmde duymuştum "Ölürken endişelendiğin hiçbirşeyin önemi kalmaz.." Bunun farkındayım. 

Bir dönem kendime kızdığım bir konuda nefesimi gözlerim kararana kadar tutuyordum. Sebebi de "Böyle hissetme artık düzel ve yoluna baktı" yani bir anlamda "Öldüğünde bu olumsuz düşüncelerinin hiçbir önemi kalmayacak" olayını kendime hatırlatmaktı...

4.saniye de biterken kendimi her konuda affetmiş ve bu dünyada başarılı bir insan olmuş olarak hissetmek isterim...

3...
ve 3. saniye... 
Kendime "Aferim lan MOA... İyi şeyler yaptın bu dünyada. Güzel şeyler bıraktın... Boş boş gitmiyorsun. Bravo sana" sözlerini söylemek... Boş boş gitmiyorsun...

Tamam Boş Boş gitmemek kişiye göre değişir. Bu tamamen kendi kurallarıma göre boş boş gitmemek. İstediğim şeyleri yaptım mı? Evet!
Başarılı oldum mu? Evet!
Tam olarak yaratamasam da elimden geleni yaptım mı? Evet!
En önemlisi..

Yaparken keyif aldım mı?  Evet! 
İşte eğer bu hayatta eğlendiysem ve eğlenerek yaptığım şeylerden tatmin olduysam bu bana yeter...

2...
Kendime zaman ayırdım mı ve sevdiklere zaman ayırdım mı? 
"Hadi şuraya da gidelim" dediğim insanlarla oraya da gittim mi?
Aşık olduğum kadına verdiğim sözleri tuttum mu? Onunla güzel yerlerde kahvaltı yapıp, ona doyasıya sarıldım mı? 
İşte bunlara hep evet yanıtı vermek isterdim...

He bir de..

Kendimle ne kadar dost oldum bunu düşünürdüm. Kendimle dost olarak ölmek isterdim... Yalnız kaldığımda bilr kendimle eğlendiysem hayatımda işte bunu hissetmek harika olurdu...

1...
Aileme yeteri kadar önem verdiğimi düşünmek isterdim... Hem anneme babama hem de kendi kurduğum aileme...
Çok akraba düşkünü bir insan değilim. Annemle de babamla da arkadaş gibiyim. 
Onlar benim düşüncelerime ve yaptıklarıma daima saygı duyarlar.
Düştüğüm zamanlarda 1-2 dostum ve Derya ile birlikte en çok desteği onlar gösterdi...
Sevincimde hep onlar vardı.
Kendi kurduğum ailemde de böyle olmasını sağlarsam eğer işte o zaman son saniyem de huzurlu bir şekilde ölürüm...

Son 5 saniye'de bunları hissetmek isterdim... Sanırsam bütün bu 5 saniyeyi kapsayacak bir duygu daha isterim...

"BÜTÜN HAYATIM BOYUNCA KENDİM OLMAK"

Keyifli günler dilerim :)

Mustafa Oğulcan Alımcı


Follow my blog with Bloglovin

27 Ağustos 2013 Salı

Olmak istediğin insan, yapmak üzere olduğun şeyi nasıl yapardı?

Yaptığımız şeyleri neden yapıyoruz? Ya da neden sürekli yapıyoruz? Bir sorunun üstesinden gelmek için yine bir şeyler yapmak gerektiğini hissediyoruz?

Dünyanın en gereksiz uğraşı olabilir bir şeyi yapmak için yapmak. Canım istedi diye yapmaktan bahsetmiyorum. Bir şeyi sıf içinden geldiği için yapmak, içinden gelmemesine rağmen yapmaktan yüzmilyonkat daha doğrudur. 

Bu yazıyı bir hedefe doğru yol alırken ki yaptıklarımız üzerine yazmaya karar verdim ve birden karşıma beni çok etkileyen bir söz çıktı... 



Çoğu zaman kendimle tartıştığım nokta olmuştur bu. Yaptığım şeyleri yaparken hedefine ulaşmış Mustafa gibi mi yapıyorum yoksa hedefine ulaşmakta olan Mustafa gibi mi...

Burda çok ince bir çizgi var ve ben ince çizgileri severim...

Diyelim ki benim amacım okuldaki not ortalamamı 3,16'dan 3,80'e çıkarmak. Şimdi kendime bir hedef belirledim. Ben genelde hedef belirlediğimde bu kadar düz olmaz. Şöyle kurarım hayalimi..

"bys.marmara.edu.tr'ye giriyorum ve transkriptime tıklıyorum. Bir bakıyorum Ortalamam 3,80! Aman tanrım! Hemen gidip anneme sarılıyorum ve kutluyoruz bunu! Sonra babamı arıyorum bir heyecanla! Ardından ablam ve Derya! Hemen bi kutlama ayarlıyorum. Akşam buluşuyoruz ve Taksim'e gidiyoruz. Ben güzel bir konuşma yapıyorum. Gülüp eğleniyoruz ve bunu kutluyoruz!"

Şuan bunları yazarken bile içim hopladı mutluluktan :)

İşte benim hedefim böyle olur. Sonra o hedefim gerçekleştiğinde, o ruh haliyle nasıl yürürüm, konuşurum, davranırım.. Onlar belirir gözümün önünde.

İşte bence bu doğru olan. Ben çoğu defa böyle yarattım yaratacağım şeyleri.

Ama bir de yaptığım yanlışlar vardı tabi...

Mesela Karate'de, şampiyonluk vizyonumu kendime inandırmaya çalıştığım sıralarda, şampiyon olan başka bir Türk sporcuya özenmiştim. Gidip saçlarımı onun gibi kestirmiştim, onun gibi kata yapmaya çalışıyordum, elbisemi ona göre yaptırmıştım hatta onun gibi konuşmaya çalışıyordum.

Buna modelleme de deniyor ve ben modellemeye inanırım. Ama bu bildiğin özentilik...

Çoğumuz yapmışızdır bunu. Ben o sporcuya özenirken sadece onun gibi "yapıyordum."

Sonra sonra anladım bu durumun benim için doğru olmadığına. 

Hislerime daha çok odaklanmaya başladım ve o hislerim beni neler yapmam konusunda yönlendirdi...

Ardından bi kitapta şöyle bir şey okumuştum... "Bu sorunun üstesinden nasıl bir sen gelebilir?" ve "Bu hayalini hangi sen gerçekleştirebilir?" 

İşte bu noktada odaklandığımız şeyler hep duygular olmalı. 

Eğer kötü bir hayat istiyorsak, mutsuz olmayı ve bu mutsuzluğu sürdürmeyi sağlarsak "kötü" bir hayat yaşarız. Bu da bir vizyon ve bu da gerçekleşir...

Eğer iyi bir hayat istiyorsak ve hayalini kuruyorsak da öyle hisseder ve mutlu mutlu günümüzü geçiririz. Çünkü zaten gerçekleştirmiş biri olarak o davranışları sergilemek bizi istediğimiz hayata ulaştırır...


Keyifli ve Hislerinizi dinleyeceğiniz bir gün dilerim :)

25 Ağustos 2013 Pazar

İşin derinine inmek...

Zaman sıkıntısı yaşayan, spor salonuna gidemeyen ya da spor salonunda 1 senelik kaydı olup sadece 1 ay giden çok fazla insan var. 

Hatta spor salonlarının doluluk oranları %30'u geçmiyor.

Sadece spor salonlarına üye olup gidilmemesi dışında insanlar günlük hayatlarında da "sağlıklı" davranışlar sergilemiyor. Klasik sağlıksız yaşam göstergesi olarak "fast food yemek, bütün gün bilgisayarın başında oturup hareketsiz kalmak..."cümleleri ne kadar doğru olsa da bahsetmeyeceğim.

Sağlık, tek yönlü ele alınacak bir unsur değildir ve sadece davranışlarla ölçülemez. Evet, kişi sürekli fast food yiyor, hareketsiz yaşıyor. Peki neden? 

O kişiye "Hey fastfood yemeyi kes, salata ye ve şu eşofmanları giy spor salonuna git'" demek dünyanın en kolay direktifi. 

Asıl soru: "Neden fastfood yiyor neden hareket etmiyor?" ve "Neden fastfood yememeli ve hareket etmeli?" ve ve "Acaba fastfood yemememli mi?" 

Özellikle Lise 2.sınıftan sonra sürekli bunu düşündüm. Bir davranışı sergilerken "Neden sergiliyorum?" diye sordum. Karate yaparken de bunu sorguladım, arkadaşlarımla gezip eğlenirken de.

Psikolojik bir nedeni var tüm davranışlarımızın. Yani arkasında bir neden var...

Örneğin neden Linkedin profili oluşturuyorum şuan? 
İnsanlar beni tanısın ve yaptığım işi görsünler.

Peki insanlar beni neden tanısın?...

Uzar gider :)

İnsanların spor yapmayı bırakın hareket etmemesinin sebebini sorgularken şu kanıya vardım.

"Spor yapmak, zordur ve zaman ister." 

Şimdi siz zamansızlıktan yakınan biriyseniz ve sporu böyle tanımlıyorsanız nasıl spor yapacaksınız? 

İşte bu noktada kurma kararı aldım Evinizdespor.com'u. Yanıma da aldım 3 arkadaşımı. 

İnsanlara iletmek istediğim bir mesajım var bu sitede.

"Hareket edin! Çünkü hareket etmek yaşamın kendisidir." ve buna ayıracak zamanınız var!

Bu sitede, kişiye özel programlar yazıyoruz ve bize danışmalarına olanak sağlıyoruz. Ayrıca egzersiz programlarımız özel bir egzersiz yöntemiyle hazırlandığı için 30 dakikayı geçmiyor. Hatta bazı egzersizler 11 dakika kadar kısa sürüyor.

İşte böyle :)

Dünya birileri bişeyleri kolaylaştırması gerek.

Keyifli ve Mutlu Günler Diliyorum :)


Mustafa Oğulccan Alımcı

18 Ağustos 2013 Pazar

Var demek Dahasını getirir...

Birkaç gündür kendimi gözlemliyorum. Kafama takılan ve düşündüğümde beni kötü hissettiren şeyleri tespit etme çabasındaydım. Bu çabanın içinde, kafama nelerin takıldığını buluyordum. Ama buldukça yenileri çıkıyordu ve daha da kötü hissediyordum...

Sonra şöyle bişey yaptım!

Dedim ki; bu beyin arkadaş, google gibi. Ne yazarsan yaz buluyor. Hatta bulamadığında "Did you mean?" bile yapıyor. Ama biraz da youtube gibi... Benzer videoları önüne getiriyor ve sonu olmayan bir seyre dalıyorsun.

Ben de başladım beni iyi hissettiren şeyleri düşünmeye.

Bir çok şey düşündüm. Geleceğimle ilgili ve geçmişimle ilgili...
Ama sonra çok daha tatmin olacağım şeyi buldum.

Sahip olduğum şeyleri saymak!

Bir oyun gibiydi.

Başladım hayatımda olan her şeyi saymaya.

Saçım, kıyafetlerim, yüzüm, evim, yeni satın aldığım evim, bursum, okulum, harika olan ilişkim, dostlarım... Hatta önlerine sıfatlar da ekliyordum. Benim için anlamı olan sıfatlar. Mesela;

Ne kadar uzarsa uzasın yine de suratıma yakışan gür saçlarım var.
İhtiyacımdan da fazla ve hepsi üzerime yakışan bir sürü kıyafetim var.
Aynaya baktığımda gülümsediğim, yakışıklı ve karizmatik bir yüzüm var.
Dünyanın merkezi Beşiktaş'ta bir evim var!
Kayseri'den müthiş bir yatırım yaptım ve ev aldım! Güzel şirin bir evim var.
Bolluk içinde olan bir bursum var.
Bölümünde Dünyanın sayılı üniversitelerinden biri olan Marmara Üniversite'sinde okuyorum.

Bunun gibi her şeyi düşündüm.

Sonra gerçekten harika hissetmeye başladım ve günümün seyri değişti.

Bu yaptığımı ister şükretmek olarak ister teşekkür etmek olarka algılayın. Her ne ise bana harika hissettirdi.

Umarım size güzel anlarınızı daha güzel yapacak bir fikir vermişimdir...

Sevgiyle,

Mustafa Oğulcan Alımcı


15 Ağustos 2013 Perşembe

Evinizdespor.com TGRT'de


Kilo almanın 3 önemli adımı!

Kilo almanın 3 önemli adımına geçmeden önce şunu belirtmek isterim ki;

Kilo almak ya da kilo vermek yerine ideal kilomuza ulaşmayı hedeflemeliyiz. 

Şimdi gelelim kilo almanın ( İdeal kilomuze ulaşmanın ) 3 önemli adımına...

1) Protein ve Karbonhidrat ağırlıklı BESLENME tercih edilmeli.

Vücudumuza almamız gereken 3 temel besinlerden 2 si olan protesin ve karbonhidrat kilo almamızı sağlayan yapılardır. 

Protein, kas yapımına ve yaşamsal faaliyetlerimizin gerçekleşmesini sağlayan yapılardır. Aynı zamanda kaslarımızın yenilenmesinde ve güçlenmesinde de büyük rol oynar.

Karbonhidrat, enerji harcama skalasında ilk olarak karbonhidratlar tüketilir. Fakat karbonhidratl tüketiminde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, tüketim miktarına dikkat edilmesi gerektiğidir. 

2) Motivasyon

Motivasyon kilo vermenin de önemli bir adımı ama bence kilo almada daha çok etkili bir nokta. Çünkü kilo alma hedefi olan birislyle hedefi kilo vermek olan birisinin farklı düşünce yapıları vardır.

Bunu en iyi açıklamanın yolu; Toplumsal Sağlık Kodlarıdır. 

Daha sonra "Toplumsal Sağlık Kodları" ile ilgili bir yazı yazacağım. Dünya da çoğunluk kilo vermenin kilo almaktan daha zor olduğunu bilir. Bu çoğunluğun psikolojisidir. Aslında %100 doğru olan bi tarafı yok. Fakat insanların çoğu bilir ve inanır  ki kilo vermek kilo almaktan çok daha zordur. 

Kilolu insanlar, kilo ile ilişkilerini kilo oranı fazlalaşınca farkederler. Yani aslında çoğu insan için kilo, bir sabah uyanırsın "Aaaa ben kilo almışım.." dersin ve kilo vermeye yönelirsin. Fakat o kilolar oraya aylardır vücuda alınan hatalı ve fazla besinler sonucu gelmiştir. Yani bir süreçtir. İnsanlar fazla kiloların vücuda belli bir süreç sonucu geldiğini ve aslında yine belli bir süreç sonucunda o kiloların gideceğine inandıklarında kilo vermek daha kolaylaşır. 

Kilo almak da bu noktada çoğunluğun yaşadığına ters bir durumdur. Bu sebeple aslında yine aynı şekilde işler. Eğer vücudumuza yeterli kalori giriyor ve bunun karşılığını da metabolizma buna karşılık verecek kadar kalori harcıyorsa "genelde" kilo almazsınız.

***Önemli Not: Tamamen genel bir durumdan bahsediyorum. Kilo alıp-vermenin onlarca farklı yolu ve sebebi vardır.***

Kişi eğer kilo almak istiyorsa öncelikle olduğu yeri kabul etmeli ve ideal kilosuna ulaşmayı hedeflemelidir. Bir süreç olduğunu bilmeli ve sabırlı olmalıdır.


3) Düzenli kuvvet egzersizleri yapılmalı.

Sağlıklı kilo almak için atılacak en önemli adım düzenli kuvvet egzersizi programı edinmek ve başlamaktır. 

Vücudumuzdaki kas oranı arttığında çok daha hızlı yağ yakarız. Yağlarımız yakılıp kas oranımız arttığında sağlıklı kilo almış oluruz. 

Şimdi 2 tane araba düşünelim;

Biri Fiat 500


Diğeri Bugatti Veyron


Fiat 500'ün Motor Hacmi 1.2,  Bugatti Veyron'un motor hacmi ise 6.0.

İkisi de çalışır vaziyette olsun ve iki arabanın da benzin deposunda 40 litre benzin olsun. Çalışır durumda. Gaza basılmıyor sadece çalışıyor..

Sizce hangi araba durduğu yerde daha hızlı 40 litre benzinini tüketir?

Tabi ki Bugatti Veyron. Çünkü hem daha ağır hem de motor gücü Fiat 500'e göre 5 kat daha yüksektir. 

Kilo almanın da en önemli koşulu doğru kuvvet egzersizleri yapıp kas kuvvetini artırmaktır ve vücudunuza doğru kalorilerin girmesini sağlamaktır.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Kilo vermenin 3 önemli adımı!

İşte 3 adımda kilo vermenin yolu!

1) Yediklerinizin ölçüsü küçültün.

Çoğumuz günlük yediğimizin hesabını tutamayız. Bu da gayet normaldir. Fakat fazla kilolarımızın en önemli sebebi her gün yediğimiz besinlerdir.

Peki yemeğimizin ölçüsünü nasıl küçültürüz?

a) 3 gün boyunca kendimizi gözlemleyip, her öğünde (ara öğünler de dahil!) yediğimiz şeyleri bir not defterine ya da telefonumuza kaydetmek ve bu şekilde bir liste çıkarmak.

b) Çıkarılan Listeyi KARBONHİDRAT-YAĞ-PROTEİN olarak 3 ayrı bölüme ayırmak.

c) Öğünleri TABAK hesabıyla belirlemek. Mesela öğlen yediklerimiz kaç tabak ediyor, bunu belirlemek.
*** Tabak boyutunu 16cm'liık yemek tabağı ölçüsüyle belirleyin.***

Belirlenen tabak ölçüsü sizin hangi öğünde kaç tabak yediğinizi gösterir. Kilo vermenin en önemli kuralı;



2) Az yağlı yiyin ve PH seviyesi yüksek su için.

Kiloluysak bu demektir ki yağ oranımız yüksektir. Harcadığımız kaloriyle birlikte aldığımız yağ miktarı denktir ya da daha az kalori yakıyoruzdur. 

Gün içinde yediğimiz besinlerdeki yağ oranını azaltır ya da yağsız beslenirsek kilo vermek kolaylaşır.

PH seviyesi 7'den yüksek olan suları içmek vücudunuzdaki asit oranını dengeler. Bu da vücudunuzda tutulan yağın sebebi olan asit artışının azalmasına sebep olur. Böylece vücudunuzda yağ tutulmamış olur.




3) Otobüsten en az 1 durak önce inip yürüyün ya da egzersiz yapın!

İşte en önemli adım budur. 

Eğer doğru egzersiz programlarını süreklilik bilinciyle uyguladığınızda istediğiniz vücuda ve sağlığa ulaşmanız kolaylaşacaktır.


Hareket yaşamdır! İçsel ve Dışsal...

" Biz, sağlığın ve hareket etmenin yaşamın kendisi olduğuna inanıyoruz. Birey olarak yaşam seçimlerinizin yarattığı koşulların ne olduğuna bakmaksızın sağlığınızı geliştirebilirsiniz ve doğru yöntemlerle hareket edebilirsiniz. Evinizdespor.com size bu fırsatı, oluşturduğu paketlerle sağlıyor. " Evinizdespor.com Ekibi

13 Ağustos 2013 Salı

Bu Sorunun Hala Mükemmel Olan Yanı Nedir?

Yaşadığımız günün sorumluluğunu almak diye birşey var. Sabah uyandığından itibaren başlar gün yaratılmaya.

Özellikle sabahları sorulan sorular enerjimizi çok etkilediğine inanıyorum.

Sorular?

Evet.

Kendine sorduğun sorular...

"Off hava neden bu kadar sıcak?!?"
"Yine geç kalacağım!"
"Dünün aynısı bu..."

Yukarıda bazı isyan dolu cümleler var. E soru dedik ama bunlar normal cümle..

Aslında kafamızdan geçen veya ağzımızdan çıkan her cümle beynimize sorduğumuz sorunun yanıtıdır... Şöyle ki;

+ Hava beni bunaltacak kadar sıcak mı?
-(Evet!) Off hava neden bu kadar sıcak?!?

+ Geçen olduğu gibi bugün de mi geç kalacağım?
- Yine geç kalacağım!

+ Aynı yatak, aynı çarşaf, aynı ben.. Acaba dünün aynısı mı?
- (Evet!) Dünün aynısı bu...

Peki sabahleyin bu soru-cevap oyunundan sonra enerjimiz ne oluyor sizce?

Tabi ki düşüyor..

Bu soruları değiştirebilir miyiz?

Tabi ki...

+ Hava beni neşelendirecek kadar sıcak mı?
- Evet! Hava şuan harika bir sıcaklıkta!

+ Bu sefer daha erken gitme ihtimalim var mı?
- Evet! Biraz daha hızlı hazırlanırsam çok daha erken gidebilirim.

+ Bugünü dünden ayıran fark nedir?
- Bugün çok daha hayat dolu ve enerjik bir gün!

Bu soruları sabahları değil günün her saati kendimize sorabilirsiz ve bazen olumlu yanıtı bulamayabiliriz. Ama biraz sabretmemiz ve düşünmemiz gerekir.

Daima olumlu bir taraf vardır..

Şimdi size hayatımın önemli bir anında, o anımı önemli yapan bir sorumu paylaşacağım... Çok da iyi bir durumda değildim.. Hem maddi hem de manevi ve bu soruyu yanıtlamak için kendimi zorladığımda her şey güzelleşti...
 Umarım bu soruyu siz de kendinize sorup yanıtlama cesareti gösterirsiniz..

"BU SORUNUN HALA MÜKEMMEL OLAN YANI NEDİR?"

Sevgilerimle... :)

Mustafa Oğulcan Alımcı

26 Temmuz 2013 Cuma

www.evinizdespor.com







Bundan 2 yıl önce evde oturmuş internete bakarken aklıma gelen bir isimdi evinizdespor.com. Hemen aldım ismini babamın kredi kartıyla. Sonra düşündüm. Bir yanda internet biryanda spor bir yanda da ben...

Malum ben 12 yıl aktif Karate yapmış biriyim. Yani sporla içiçe 12 yılım geçti. Spor yaparken en sevdiğim şey evde yaptığım egzersizlerimdi. Hatta bazen Kataları bile evde çalışıyordum. Evde mekik egzersizleri, ip atlama çalışmaları ve bir sürü egzersiz... Aynı zamanda da sahil koşularına bayılıyordum -hala bayılıyorum-. Yani bayılıyorum derken koşarken değil çok seviyorum hani..

Hayatımda en çok inandığım şeylerden ikisi; Sağlık ve Hareket Etmektir. Bu 2 unsur benim inanç sistemimi oluşturur.

Şöyle ki;

Sağlık; olmadan hiçbişey olmaz :). Çok basit bir cümledir değil mi? Ben bu cümleye hak veriyorum ama tabi içinde sağlığa da bir bağımlılık yarattığı için çok söylemem. Sağlık bence insanın kendini keşfetmesi için yaradılışımızın harika bir yanı. Ben sağlığı direk kendimin ruhsal durumuyla bağdaştırırım. İnsanın sağlığı mutluluğuyla, hayal ettikleriyle, istedikleriyle, istemedikleriyle, kabul ettikleriyle, hayır dedikleriyle, nefret ettikleriyle, hoşgörüsüyle... kısacası duygu durumuyla ilgilidir. Yani beni soğuklar hasta etmez. Ben öyle bir hale gelmişimdir ki vücudum dinlenmek ve yenilenmek için hasta olmaya zorlanır ve soğukları kendine ortak eder. Aynı vücut 35 derece sıcağı da kendine ortak etmeyi bilmiştir... Hem de iyi, çok iyi bilmiştir...

Bence eğer senin boğazın şişiyorsa bunun sebebi mikrop değildir. Söyleyemediğin ya da gerçekten söylemek istediğin şeyleri söyleyememişsindir. Bu sebeple ruhun daralmıştır özünü inkar etmiş olursun. Sonunda da mikrobu oraya koyar ve boğazlarını şişirirsin. Ruhun sana der ki "Ey insanoğlu! Bu bir uyarı sinyali. Kendin ol lütfen... Boşuna ilaçlar içme. İlaçlar sadece mikrobu öldürür, söylemek istediklerini öldürmez..."

Bu sebepledir ki sağlık BENCE insanın ruh halidir.

Hareket Etmek; Benim hayatımın temel noktasıdır. Beni tanıyanlar ne kadar çok yürüdüğümü ve yürümek istediğimi bilir. Mecidiyeköy-Beşiktaş-Beyazıt-Taksim-Osmanbey-Nişantaşı-Maçka istikametlerinden yürüyerek gitmek ne kadar güzeldir :)

Hayatımın bazı dönemlerinde çok fazla hareket ettiğimi farkettim. Sonrasında da yorulup uzun süre hareketsiz kaldığımı. Hareket etmeyi o kadar çok seviyorum ki dinlenirken bile aklımdan geçen "Yakında yine koşulara başlıyorum!"

Bence insan hareket etmek için doğmuştur. Gerçektir ki bir insan 3 gün hareketsiz kalırsa, ölür...
Hareket etmeli insan. Kim olduğuna bakmadan ve inanmadan... Hayalleri için, yaşamı için, kendini keşfetmek, SINIRSIZLIĞINI görmek için...

Bu 2 temel unsur doğrultusunda www.evinizdespor.com'u kurduk. Ben tek değilim bu işte. 3 yakın dostum daha benimle birlikte.

Peki orada ne mi yapıyoruz?

Efendim girip üye oluyorsunuz. Üyelik Bedava :)
Üye olduğunuzda evinizdespor'un bir çok ücretsiz bilgilendirmesinde faydalanabiliyorsunuz.

Sonra Paket satın alıp evde,işte,okulda,bahçede,spor salonunda ve yani yapabildiğiniz neresi varsa programınızı uygulayabileceğiniz egzersiz ve beslenme programlarınız oluyor.

Bu programlar tamamen size özel hazırlanıyor.

Sizin yaşam tarzınıza, işinize, günde ayırmak istediğiniz dakikaya.. kısacası tam size özel tanımlanan programları uygulayıp güzel değişimler elde edebilirsiniz.

Evinizdespor.com umuyorum ki ülke çapında bir üne kavuşur.

Spor yapmak insanı doğru düşünmeye iter. Bunu sadece "Beyne kan gidiyor haha" diye söylemek istemiyorum. Tabi ki bir sürü bilimsel yararı var ama bence hepsinden öte insan olduğumuzu ve yaşamın keyfini çıkarmamızı sağlayan en güzel uğraş spor :)

Keyifli ve sağlıklı günler diliyorummm :)

Mustafa Oğulcan Alımcı


14 Temmuz 2013 Pazar

Son kararı beyin değil, kalp versin..

Çoğu zaman olmak zorunda diyoruz isteklerimize. Bu olmalı... Bunu istemek istiyorum bunu istemeyi seçiyorum. Bu isteğimi evren gerçekleştirmek zorunda...

Üniversiteyi kazanmam gerek

O kızı ikna etmem gerek

O arabayı almam gerek

Gerekler gerekler...

Yazarken bile bunaldım :)

Ne gerek var...

Gerçekten ne için gerek? Şuan belli başlı bi örnek üzerinde durmak istemiyorum. Ama gerçekten ne için gerek ki? Hayat zaten bir akışta akıp gidiyor. Bu akışa uymak varken gereklerin ne önemi var?

Bunun sebebi bize öğretilen "akıllı olmak", "aklını çalıştırmak" veya "mantıklı olmak" söz gruplarıdır. Ne gerek var ki bunlara... Dünya akılla yönetiliyor. Akıl ve mantık öğrenilen bilgilerle bir kod oluşturup yoluna bakar. Ona göre karar verir. Eğer akıl "Petrol ülkemiz için en gerekli hammadde ve bunu elde etmek zor bu sebeple savaş çıkarmalıyız." derse bu uygulanır...

Peki ya duygular? Ruh?

Hangi ruh savaşmak ister?
Hangi duygu nefretten hoşlanır?

Biz beden deneyimi yaşayan ruhlarız...
Akıl bu dünyada duygularımızı keşfetmemiz için Tanrı tarafından ortaya konmuş bi mekanizma...

Ne zaman sadece aklımla düşünüp karar verdiysem -duygularım tersini söylüyordu- zararlı çıktım.. İçime sinmeyen şeyleri yaptığımda başarısız oldum... Başarılı olsam bile mutlu olmadım...

Artık bir karar verdim. Sadece duygularımı dinleyeceğim ve öyle yaşayacağım... Aklımı duygularımın yaratıcılığını yapan bir araç olarak görmek beni daha çok heyecanlandırıyor...

Ruhunuzu dinlemeniz dileğiyle...

Mustafa Oğulcan Alımcı

11 Temmuz 2013 Perşembe

Bu sefer böyle olsun...

Ülkemle ilgili çok fazla soru sordum. Özellikle ülkemin geçmişiyle ilgili.

Mustafa Kemal Atatürk'ten yani ATAMIZdan sonra olan bütün hükümetler birbirlerini tekrarlamışlar. her dönem sırayla şu olaylar yaşanmış...

- Hükümet anayasayı çiğniyor
- Oy aldığı çoğunluğa güvenip istediği gibi at koşturuyor
- Buna muhalif olan kesim silahsız eylemler yapıyor
- Hükümet bu eylemleri kendi oydaşlarına "kötü" göstermek için, yine kendi yarattığı saldırganlarla kendine saldırıyor.
- Muhalif grup bu yalanı ortaya çıkarıyor.
- Hükümet yine kendi adamlarını bu sefer muhalif grupların üstüne salıyor ama masumlaştırarak oydaşlarını harekete geçiriyor.
- Hükümet muhalifleri öldürüyor ve bunu aklamak için adaleti kullanıyor.

Şimdi buraya kadar muhalif grupların aleyhine şeyler oluyor. Ama şu andan itibaren akışı değiştirecek şeyler olabilir. Mesela Mustafa Kemal Atatürk gibi muhalifler olarak bir vizyon oluşturup, o vizyon doğrultusunda hükümeti kaale bile almayıp istediği yönde ilerlemeyi seçebilir.

Ama maalesef yıllarca şu senaryo tekrarlamış...

- Muhalifler olan olaylar karşısında mazlum rolü oynuyor.
- Çaresizce eylemlerine devam ederken "Eylemdeyiz ama adamlar yine bastıracak" düşüncesine kapılıyorlar.
- Hükümet insanları öldürüp, oydaşlarına Dindarlık taslarken muhalifler de buna isyan ediyor.
 Sonunda da seçimler oluyor ve ya aynı hükümet seçiliyor ya da o hükümetin bir başka benzeri geliyor....

Bu sefer böyle olmasın?

Hükümet yapacağını yapsın zaten dünyada sadece bizim hükümetimiz değil bunu yapan. Ki yalanlarla yapılan şeyler elbet açığa çıkacaktır.

Daha güzel bir ülke yaratmak isteyen direnişçiler ise hükümeti dikkate bile almasın ve vizyonlarını oluşturup bu yönde ilerlesin.

İşte o zaman görün siz Türk Milletinin ve Türkiye Halklarının Gücünü!

4 Temmuz 2013 Perşembe

En güzeli En basiti...

Bence herkes yeni birşeylere başladığında mutlaka en basitinden başlamalı. Canı sıkılana ve bir üst seviyeye çıkana kadar da o basitlikte devam etmeli.

Hayatta başıma ne geldiyse, keyif aldığım basit şeylerin sürecini kısa tutup "Daha büyüüüünü yapmalıyııııım eveeeet hülooooğ" tavrunda olmamdır. Sadece ben bu tavırda değilim aslında. İnsanların çoğu bu yaklaşımda ama basiti önemsememek bir çok negatife yol açabiliyor.

Özellikle yeni başlanılan şeylerde insanlar "Büyük Düşün" mantığı ile harekete geçtiklerinde en son ki durumu yani o işi tamamladıklarında neler olacak onu düşünüyorlar. Fakat gözden kaçan çok önemli bir durum var...

"Büyük düşünmek bir çığ yaratmaya benzer. Önce ufak bir yuvarlanma olur ve ufak bir çığ topu oluşur. Sonra hızlanır, hızlanır ve hızlanırken bu çığ büyür."

Büyük düşünmek gerçekten çok güzel bir şey bence her Türk insanının buna ihityacı var. Ama önce en basitini ve en kolayını düşünüp onu uygulamak gerekiyor.

İnsanlar yeni bişeylere başladığında, başladığı şeyle ilgili yeterli bilgi ve donanıma sahip olabilir. Ama uygulamaya geçtiğinde bu bilgilerin hepsini kullanması neredeyse imkansızdır. Kişi kendine HATA YAPMA iznini vererek, yapabileceği ölçüde EN BASİTİNDEN başlayarak ve ÖĞRENME esas alınarak yaptığında, o işin ustası olabilir.

Adım adım gitmek zaten dünyadaki tüm canlıların doğasında var. Bütün evren müthiş bir İlahi akış içerisinde. Bu akışı bozan şeylerin başında ACELE etmek ve KARMAŞIK düşünmek var. Aslıdna akış hiç bozulmuyor sadece bazen o akışın muhteşemliğini unutuyoruz...

Basit düşünün! İnanın basitlik her şeyin çözümü...


14 Şubat 2013 Perşembe

Güne güzel başlamak için 5 şey..

Evet! Ben de gazetelerin pazar ekleri gibi bir yazı paylaşacağım ama güveniyorum bu 5 şeye!

1) Perdeyi kaldırıp gökyüzüne bakın!

Bunu her sabah yapıyorum, hava ister kapalı olsun ister güneşli içim açılıyor. Çünkü uyandığınızda oda karanlık oluyor ve sonuçta oda.. Ama gökyüzü sonsuzluktur baktım mıydı içim açılır.

2) 10 şınav 10 mekik çekin!

Bu egzersizleri 3 sette yapın. Kan akışı hızlanıyor. Kahveden daha iyidir tabi sonra;

3) Şükrettiğiniz veya sahip olmaktan hoşlandığınız maddi ya da manevi ne varsa aklınızdan geçirin!

Oyyyy işte bu doğal doping. Bunu yapın ve göreceksiniz ki içiniz huzur doğacak ve huzur dolu bir beden istediği şeyleri yaratır.

4) Kahvaltı yapın!

Ayaküstü kahvaltıdan bahsetmiyorum. Kahvaltı mutlaka yapın. "Ama kahvaltı yaparsam yetişemem!" Demeyin bunun için daha erken kalkın yapın!

5) Güzel giyinin!

Tarzınız nasıldır bilmem. Hippiyseniz en güzel hippi olun, iş adamıysanız en iyi iş adamı olun, ev hanımıysanız en güzel en hanımı, tikiyseniz en güzel tiki! Ama kendinizi aynaya baktığınızda iyi hissedeceğiniz gibi giyinin!

Bunlar benim sevdiğim şeyler tabi yapıp yapmamak size kalmış :). Siz de sevdiğiniz 5 şeyi bulun ve bunu sürekli yapın:)

6 Ocak 2013 Pazar

Tuvalinde ne var?

"Düşüncelerimiz gerçeklere dönüşür"

Çok güçlü bir cümledir bu. Neden düşünme ve hayal kurma yeteneğimiz var? Bu yetenek ve güç bize neden verilmiş?

Bunun tam olarak nedenini açıklayamam ama benim gördüğüm şey dünya gerçekliğinde hayalimizi deneyimlememiz için...

Gerçeklerimiz, zihnimizde kurduğumuz hayallerimizden ibarettir. Neyi düşünürsek hayatımıza onu çekiyoruz. Bu tamamiyle böyledir. İsterseniz test edin...

Gün içinde kullandığını en çok kelime ya da cümle hangisi?

"Hayat çok zor!" dediğinizde hayatınızın kolay olması mümkün mü? Beynimiz hayatın sürekli zor olan yönlerini size gösterecek ve böylece sadece hayatın zorluklarını yaşayacaksınız.

"İnsanlarla aram çooook iyidir!" diyen biriyseniz inanıyorum ki şu sıralar arkadaşlarınız tarafından eğlenmeye çağrılmışsınızdır ya da Facebooktan birileri size mesaj göndermiştir. İnsanlar sizinle iletişim kurmaktan keyif alır. Siz de aynı şekilde insanlarla iletişiminiz ister istemez en iyi ilişkileri kuracaksınız.

Zihninizi bir resim tuvali olarak düşünün ve oraya resim çizdiğinizi düşünün. Tuvalinizde ne varsa onu görürsünüz, hissedersiniz ve yaşarsınız. Tuvale bir ağaç çizerseniz ağaç görürsünüz. Güneş çizerseniz güneş...

Sizin tuvalinizde ne var?

Bunu düşün... Doğru şeyler düşünmek doğru şeyler yaşamanızı sağlar. Tuvalinizde ne var? Bunu iyice düşünün çünkü bu hayatınızı değiştirecek ve istediğiniz gibi yaşamanızı sağlayacak...