22 Ağustos 2014 Cuma

Dünyanın Bu Halde Olmasından Sorumlu İnsan

Merhaba. Ben dünyanın bu halde olmasından sorumlu sayılı insanlardan biriyim. Size yaşam hikayemi anlatıp, üzerimde kalan son kibirimle nasihat vereceğim. Bana inanın ya da inanmayın, fakat önemseyin...

Ben küçük bir kasabada yaşayan fakir bir aileden gelmedim. Ama herkese bunun tersini anlattım. Özellikle de başarımın sırrını sorup beni kapak yapan iş dünyası dergilerine bu yalanı söyledim. İnsanların, onlar gibi olduğunuzda sorgusuz sualsiz size inandıklarını keşfetmiştim.

Yaşadığım ülkenin önce askeri, sonra iş adamı ve siyasetçisi ardından kayıp adamı oldum. Sonra da işler değişti. Hangi ülkede yaşadığımı sormayın. Bu işler her ülkede aynıdır. Ben size neyi hangi düşünceyle yaptığımı anlatacağım. Bunu dilediğiniz ülkeye uyarlarabilirsiniz...

Sıradan bir askerken, gururlandığım en büyük şey ülkemin insanı olmak ve tanrı için savaştığıma inanmaktı. Evet buna sorgusuz sualsiz inanmıştım. Tüm komutanlar, tarih kitapları, duvardaki yazılar ve televizyonlar bana bunu öğretmişti. O zamanlar sadece olanı yaşıyordum. Bildiğim tek şey, ülkemi ve dinimi korumaktı. Böylece hem ülkemde onure edilecek hemde inandığım tanrı tarafından öldüğümde cennete gidip huzuru bulacaktım. İtaatkar bir askerdim. Ailemin de gücüyle hızla komutan oldum ve ülkenin onurlu savaş adamlarından biri olmuştum.

İşler ilk burada değişti. Askerken bize kutsal kitap okumamızı zorunlu tutan komutanlar, kendilerinin bu kitaplarla ve kitapları okuyanlarla alay ettiğini gördüm. Ülkedeki gençleri orduya katmak için uydurulmuş binlerce yıllık bir gelenektir diyorlardı. Önce şaşırmıştım fakat bir olaydan sonra bunun doğruluğunu ve oyunun bir parçası olduğunu kabul etmiştim.

Yine ülkede eğitildiğine şahit olduğum bir terör grubuyla kendi askerlerim çatışmış ve onlarca askerimiz ölmüştü. Ölüler televizyonlarda birer kahraman ve tanrı tarafından kutsanmış insanlar olarak tanıtılmışlardı. Aileleri de buna inandırılmak için onlarca din adamı tarafından televizyon ve yakın çevrelerde konuşturuluyorlardı. Kimse oğlunun, kocasının ya da babasının boku bokuna öldüğünü bilmek istemez. O yüzden bu tanrı ve din geleneğini bilinçli bi şekilde kullanıyorduk.

Peki buna gerek var mıydı? Asker, tüm halkı istediğini yaptırabilirdi. Hem de silahla. Fakat bunun daha kolay yolunu bulmuşlardı felsefeciler. Demokrasi mesela... Bizler demokrasiyi, halkın kendi kararını verip, üretilen ürünleri almaları için yarıştırdığımız bir sistem olarak görüyorduk. Bu sebeple, insan öldürmekten daha ucuz ve az kanlıydı... Ölen askerlerin ölmeden önce, yine elindeki silahla aynı marka olan bir silahla ve aynı eğitimi almış "düşman" asker tarafından öldürülmesi bilgisini ancak tanrı önleyebilirdi. Ve tabi ki de bizim yarattığımız tanrı! Ben ve komutan arkadaşlarım da çıkıp, duygulu ve coşkulu konuşmalar yapıyor, düşmana karşı daima güçlü durmayı söylüyorduk. Bu başarımızın bir parçasıydı. Varolmamış bir düşman yarat, buna karşı her zorluğu yeniyormuş izlenimiyle karşı koy ve bunu medyada paylaş. Oyun bizim için kolaydı.

Askerlikten sıkılmış iş adamı olmaya karar vermiştim. O dönem ülkedeki en iyi iş inşaattı. Köprüler, alt geçitler, lüks konutlar, ucuz konutlar.. Sürüyle inşaat yapılıyordu.

İş adamı olarak belirli bir stateji gerekmez. Özellikle de inşaat sektöründe. Elden geçirmek istediğin mahalleye gizlice girersin. Ordaki gençlere uyuşturucu verirsin ve kaos yaratırsın. Ardından polisten ve medyadan yardım isteyerek bu mahallenin çok kötü bir yer olduğu izlenimi verirsin. Sonrada ordaki hayatı bitirmek için şiddet uygularsın ve arazi devletin eline ordan da bana geçer. Ardından rezidanslar, lüks konutlar. Ha bu arada, yine bana bağlı doktorları o bölgeye rehabilitasyon adı altında çalışmalarını sağlarım ve medyada beni över.

Halk mı? Halk zaten bunu sever. Çünkü onlar bu tarz kötülükleri şeytan yapıyor diye bilirler. Ya da hükümetin uydurduğu mihraklar... O yüzden sorun yoktur.

Binlerce bina yapmıştım o sıralar. Beni en çok sinirlendirenler çevrecilerdi. Ağaçları kestiğim için eylemler yapıyorlardı. Bunun da çözümü vardı. Hükümete söylemem yeterdi. Yaptıkları eylemlerde, aralarına yine polis olan fakat törerist gibi görünen insanları salıp, medyaya servis ediyorlardı. Böylece, hayatlarında okudukları kitap sayısı 3'ü geçmeyen halk da buna sorgusuz sualsiz inanıyordu. Ardından ben açıklama yapıyordum. "Hiçbir ağaç kesilmedi o bölgede zaten ağaç yok. Olanları da yer değiştirdik." diye. Sonra da tanrının bizi sevdiğinden ve kimsenin oyuna gelmemesinden bahsediyordum. Güzel bir oyundu...

İş adamlığından da sıkılmış, artık daha büyük oynamak istiyordum. Siyasetçi oldum...

Siyasetçi olmak kolaydır. Kullanılan kalıpları farklı ses tonlarında insanlara haykırırsın. İnsanların sana inanıp inanmamaları olasığını soracak olursanız da, merak etmeyin inanırlar. Yazının başında da dediğim gibi, onlara anlattığınız hikayede onlar gibi olduğunuzu söylerseniz her şey çözülür.

Fakir aileden gelmek, tanrı sayesinde bu durumlara gelmek ve çok şükür ki sizlere hizmet ediyor olmak....

Ben siyasetin 2 yanını çok seviyordum. İlki; iş adamlarının yaptıkları işlerden prim almanız çok kolaydı. Onlara yer/zaman/izin sağlamak benim elimdeydi ve belli bir miktar da para geliyordu.

İkincisi ise, insanları etkileme gücüydü. İnsanları etkilemek için önce çocuklardan başlamak gerekirdi. Çocuklara yine her zaman ki gibi, iyi bir insan olmanız için iyi bir ülke vatandaşı ve tanrının yolundan gitmeleri gerektiği öğretilirdi. İyi bir vatandaş olmanız da, kurallara uymanızdan ve televizyon izleyip, onlara olmaları gerektiği insan gibi olmaya çabalamaktır diye söylüyorduk. Ülkelerini çok sevmeleri ve bunu ancak vergilerini ödeyerek yapabileceklerini de ayrıca ekliyorduk. Aynı zamanda ülkelerini sevmenin tanrıyı ve kutsal kitaba uymaları gerektiğinden bahsediyorduk.

Kadınlar da var tabi. Kadınları pasif duruma düşürmek adına, cinselliği kullanırdık. Erkeklerin hayatının büyük bir kısmının cinsellik olduğunu aşılamıştık. Onlar dergilerdeki adamlar gibi olmaya çalışırken kadınları kullanmalı, kadınlar da buna uymalıdır derdik ve tüm imkanları buna seferber ederdik.

Ben uluslararası bir siyasetçiydim. Müslüman topraklarda bunu kadınları çarşaflara dolayarak yapardık, hristiyan topraklarda da ailelerine ve çocuklarına bakmanın kutsal olduğunu anlatarak.

Siyaset beni çok büyüttü. Daha doğrusu zengin yaptı. Hem zengindim hem de sözü geçen bir yönetici. İnsanlar eğitimsiz kaldıklarında, ne kadar kolay yönlendirilebileceklerini gördüm.

Ve sonra bir şey farkettim.

Ben de bir insandım ve 74 yaşına gelmiştim. 74 yıldır ailemle doğru dürüst kahvaltı yapmamıştım. Oğlumla maça gitmemiş, kızımın okul mezuniyetinde bulunmamış, karıma seni seviyorum dememiştim.

Dostlarımla bir kere bile sahilde oturup sabahlamamıştım. Dolunay çıktığında, gece uyanıp gökyüzünü izlememiştim. Ellerim ceplerimde kulağımda sevdiğim müzik listesini dinleyerek yürümemiştim...

Bunları yazarken, kalbime oklar girip, çıkıyor...

Yaptıklarımın, yaşadıklarımın ve yaşattıklarımın hiçbir anlamı yok artık.

Yaşlı bir adamım ve bunca yıl, kazandığım maddi şeyler değildi beni mutlu eden...

Galiba, ben sadece beynimi yönetmek için kullanmıştım, yaratıcı fikirler üretmek yerine...

Nefesim sadece oksijen taşımıştı, huzuru hissetmek yerine..

Oysa kalbim sadece kan pompalamıştı, sevdiklerimle olmanın heyecanını yaşamak yerine...

Ve Tanrıyı sadece kandırmak için anmıştım, ona şükretmek yerine...

Son kalan kibirimle vereceğim tavsiye ise;

Benim gibi insanlara kanmayın. Bizler çok güçsüz ve sorunlu insanlarız. Mutluluğu tadın, yaratıcı olun. Biz sadece mutlu ve yaratıcı insanlara zarar veremiyoruz....

Yukarıdaki hikaye düşüncelerimden doğan bir hikayedir. Sadece bir hikayedir fakat umarım ilham alacak mutlu ve yaratıcı insanlar olacaktır.

Sevgiyle...

14 Ağustos 2014 Perşembe

Deneme 1-2

* Sabah erken uyanmak benim fıtratım sanırsam. Gece 2'te yatıp sabah 7'de uyanıyorum. Güzel de birşey tabi bu. Gününü planlıyorsun, merak ettiğin konularda araştırmalar yapıyorsun vesaaaire.

* İnsan sadece etki edebileceği alanlara odaklanmalı. Etki alanları genişledikçe, ilgi alanlarını da değiştirebilir. Ve bence etki alanımız sadece öğrenerek, deli gibi kitap okuyup araştırarak ve okunan şeyleri sindirip uygulayarak gerçekleşir.

* Sana mutluluğun formülünü veremem ama son günlerde hayal ettiklerimi gerçekleştirdiğimi görmek bana müthiş bir enerji veriyor.

* Dinlediğin müzik kişiliğini yansıtırmış diyorlar ya. Kişilikten kastettikleri ne ki?

* Kadınlar ve Erkeklerin fiziksel eşitsizliğinden kaynaklı herşey. Çok basit. Kadın istese de fiziksel olarak erkek kadar olamaz. Fakat fiziksel gücün farkı, bir cinsin bir cinse karşı üstünlüğünü ya da yaptırımını sağlayamaz. İşte bu binlerce yıl önce kuyuya atılmış bir taş... Taş kafalar!

* Etrafta binlerce güzel şey var. Mesela şuan  sağ yanımda öyle tatlı rüzgar esiyor ki, sanırsın bana kur yapıyor edepsiz.

* Şuan düşündüm de, aklıma ne gelse yazıyorum :D güzelmiş be. İşte bunu ben yapınca "Hallaaaam yhaa ne kdr sçma..ss..s.." oluyor, kitabını çıkarınca "Sofistik akımın yazarlarından MOA" diyorlar. Ne derseniz diyin lan! Niye sinirlendiysem...

* Bir gün kitap yazacak motivasyonu kendimde bulduğumda, mutlaka kitap yazacağım. Bu hayatta en az bir kitabım olmalı mutlaka. 

* Gökten meteor yağsa, bana yine para düşer o kadar bereketliyimdir.

* İnsanları sevmek gerek. Şunun şurasında burda daimi değiliz. Elbet öleceğiz. Mutlaka barışmak gerek.