8 Aralık 2014 Pazartesi

Deneyim.

Sadece yapabildiklerini yapabilen ötesini deneyimlemekten korkan bir insan topluluğunun yapacağı tek şey vardır; İsyan etmek.

Ama bu isyanın getireceği bir sonuç yok. Çünkü kendi potansiyelinin farkında bile olmayan biri için isyan iki dudak arasından ve sıkılmış bir kalpten başka birşey yaratmaz.

Potansiyelinin farkında varmak...

Korkutucu bir kelime. Anlaşılmaz ve entellektüel olarak akılda kalan bir cümle.

Potansiyelimiz kadar deneyim yaratırız. Kimse bize bu potansiyeli aşmamız için ortam sağlamazken fark da edemeyiz.

Artık etmek gerek.

Kendi merakınız ve varoluşunuz, potansiyelinizin gücünü keşfetmenizdeki rehberdir. İlgi alanlarınız ve içsel yolculuğunuzda gittiğiniz yol "kendini aşmak" deyimini yaratır.

Deneyim. Hayata gelme amacımız. Sadece deneyim. Ne yaşayacağına kendin karar vermek.

Yeni deneyimler keşfetmek...

Kendine kızmadan, her hissi doruğuna kadar yaşamak, ders çıkarmak, anlamlandırmak ve sonunda paylaşmak...

Bir hikayen olsun istiyorsan, potansiyelinin doruğunda deneyimlemelisin. Mümkün gözükmeyen hatta 5 duyuyla bile algılanmayan anları hayal etmelisin.

Hayal etmek, potansiyeldir. Olur demek potansiyeldir.

Kendini keşfetmek en büyük cesarettir!

Zamanını boşa harcama.

Kalk ve bugün mümkün olmayanı gerçekleştir.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Sorgu ,teslimiyet.

Sorgulamak, teslim olmak...

Teslim olmak rahatlatıcıdır. Bir bilgiye, dine, insana... Orada seni rahatsız eden hiçbir şey yoktur.

Hayatının dinamikleri sadece olan olayların içinde seyretmekten ibarettir.

Bunu kendi hayatımda tam olarak çözemesem de bana haz veriyor.

Akışında yaşamanın tadı bambaşka. Sakin ve rahat. Neşe içinde.

Peki ya seçim.. Akışın yönünü değiştiren şeyler.

Seçmek bazen zorlaşıyor. Kendi adıma bunları yaşadığım zamanlardayım.

Yine de huzurluyum. Çünkü en kötü ihtimalle neler yaşayabilirim düşüncesini sorguluyorum.

Sorguluyorum ki gelen akışa teslim olayım.

Bu teslimiyet içinden geleni yapmakla aynı şey. Bunu yaşadığım her an keyifli bir anı.

Her zaman insanların ne kadar da korkak olduğunu söylerdim. Adım atacak cesaretlerinin olmadığını...

Sorguladıkça ne kadar da pişkin ve kibirli bir yaklaşım içinde olduğumu gördüm.

İşinden bıkan bir insanın işini bırakamadığını duyduğumda sadece onu korkaklıkla suçladım. Sonra anladım ki şartları -o şartları da kendi oluşturuyor ya- ve geçmişi, kendi içindeki savaşını hiç anlayamamışım.

Çoğu insan bilmediği şeylerin sonuçlarına katlanıyor. Bu da onun şartlarını ve akışını oluşturuyor.

İşte bu yüzden sorgulamayı seviyorum.

Bazen düşünüyorum.

Sadece istediğim şeyleri yapsam. Sadece istediğim şeyleri söylesem yazsam. İstediğim yere gitsem istediğim gibi konuşsam.

Zaten bunu istemiyor muyuz hepimiz...

Televizyonlarda böyle yaşayan film karakterlerine özenmiyor muyuz.. Onları odamıza poster diye asmıyor muyuz...

Fakat buna cesaret etmek asıl olan...

Kaybetmekten korkmak.. Sanki gerçekten bizimmiş gibi...

Nasıl oldu bilmiyorum ama zihinlerimiz sürekli bir geleceği düşünme arzusunda.

Henüz sahip olmadıklarımızı kaybetmekten korkarak geçiyor günümüz.

İşte bunu sorguluyorum.

Hiçbir zaman tam olamayacağız. Peki ya ölüm?

Hiç kimse ölümü anlatmasın bana. Herkes saçmalıyor. İnsan deneyimlemediği şeyi bilemez. Lanet olsun o din tüccarlarına.. İnsanlara ölüm deneyimini satıyorlar pişkince...

Bilemezsin. bilemem. bilemeyiz.

Bilmek sadece geçmiştir. Bilgi, öğrenilir ve aktarılır. Kimse bilgiyi şuanda deneyimlemeyi düşünmüyor.

İşte bunu sorguluyorum.

Eh başkalarını eleştirmek kolay ya.

Kendime çevirmeliyim aynayı. Bu sorgular beni soğuk bir adam yapıyor bazen. Ya da ben kendimi öyle tanımlama ihtiyacı duyuyorum. Her tanım bir kazanç doğurur. Soğuk bir adam olarak görünmek beni daha mı cool yapıyor ya da daha mı çekici buluyorum kendimi...

Belki de.

Bu kazanç. İşte buna ihtiyacımız var mı?

İnsan, her dönem her çağda her yılda aynı duyguları hissetmiş.

Bu duyguları anlamak yerine onların yönlerine gitmeyi tercih etmişler...

Neden alışveriş merkezine gittimiğimizde iyi hissediyoruz?

Böyle bir fıtrat var mı insanlığın...

Hayır yok...

İnsanlar kendi yarattıkları gerçekleri uhlevi bir tanıma uydurup onu anlamlandırıyorlar. Aynı tanrıyı yarattıkları gibi.

Neden bir insan, inancını sorgulayan birine kızar ki?

Ben söyliyim... Çünkü onunla beraber inanan büyük bir grup var. En yakından ailesi öyle. Küçülükten beri her şeyini ailesi karşıladığı için, onu sorgulamak tanrıyı sorgulamak demek oluyor....

Bence inançlar da sorgulanabilir. Bu aynı kazı yapmak gibi. Kazarak ancak öze ulaşırsın. Ama kazmazsın sadece yüzeysel kalır her şey... başörtü, sakal cübbe...

İşte bunu sorguluyorum.

Sorguladıkça seviyorum. Teslim oluyorum. Huzura doluyorum...






Yaşıyorsam meraktan.

Kendimi hiçbir tanıma uyduramıyorum.
Bir karateci miyim? Karate antrenörü? şu kadar para kazanmış biri. borsayla ilgilenmiş biri?
Bir e-ticaret sitesi olan biri? Neyim ben? Sevgili, oğul, kardeş, abi, arkadaş dost...

Anlam vermek zor artık kendime. Seviyorum da bu halimi.

Hiçbir şey olmamak. Ne zormuş! kendini tanımlamak bir tanımın içerisinde kalmak ve yaşamını sürdürmek.

Ben böyleyim! dediğin an sınırlarla çevriliyor her yanın.

İnsanın en özgür olduğu an, nedeni "canım istedi" olarak yaptığı şeylerdir bence. Canım öyle istiyor. Can! Seni var eden bizi var eden şey...

Böyle daha rahat sevebiliyorum sanki. Daha sakin ve içten olabiliyorum.

En güzeli de, her soruya cevap vermene gerek kalmıyor ya...

Sahi niye bu kadar kastık yıllarca? Aptal gibi hissettik. Bize sorulan her soruya yanıt verme ihtiyacı hissettik?

Bu o kadar can sıkıcı ki... Bence özgürüm diyen birinin en çok kullandığı kelime "bilmiyorum" ve en çok yaptığı davranış sessiz kalmak olmalıdır. Sessiz...

Bilmek ve kanıtlamak zorunda olmadığını hissetmek o kadar derin bir huzur ki.. İşte bu en yüce insan deneyimi..

Belki de o yüzden anlaşamıyorum dinle ve dinlerle. Belki de o yüzden sevemiyorum siyasetçileri ve geri kalan yapay pazarlama dünyasını. Hepsi olguların peşinde. Hepsi kendi istediklerim olsun diyorlar.

Bunu nasıl bekleyebilirsin ki...

Sessiz kalmak ve bilmemek... Deneyimin en güzel parçası. Bilinen dünya sıradanlaşır. Ha o da gereklidir. Dünya deneyiminin içinde olmak, farketmenin ilk adımıdır.

Bunları niye yazıyorum ki.

Sana kanıtlamak için mi? Belki bir yanım hala bunu istiyor. Birilerine bir şey kanıtlamayı. Bir övgü almayı, like almayı takip edilmeyi...

Sonra soruyorum. Buna ihtiyacım var mı?

Beni takip edecek insanlar, fikirlerimi takip edecek insanlardır. Ben de öyle. Takip ettiğim insanların fikirleridir asıl önemli olan.

Çünkü günün sonunda dünyaları yakmış bir imparator, ishal olduğunda yine tuvalete sıçmaya gider ve insanların düşme vidyolarına gülerler.

Hepimiz aynıyız.

Dünya böyle. Çünkü buna izin veriyorsun. Veriyoruz. Ya da belki de dünya olması gerektiği gibi. Aynı bizim gibi.

Bunu farketmek ve sonrasında kabullenip kendi dünyamızı inşa etmek... İşte asıl özgürlük bu...